Karadut

Karadut

3 dk okuma

Verandada oturmuş, kapkara ve sulu meyveleriyle karşısında duran karadut ağacına bakıyordu. Dallar, meyvenin ağırlığıyla başını eğmişti. Selçuk, ağacın bu hâlini izlerken farkında olmadan gülümsedi. Bir zamanlar ondan hiçbir şey beklemediği günleri hatırlıyordu.

Yıllar önce “İnsan hiç 50 yaşına gelmeyi dört gözle bekler mi?” diye sormuştu kendi kendine. Sonra “Saçmalama! Bu dünyada kim yaşlanmayı ister ki, başka bir şeydi bu” diyerek cevap vermişti içinden. Selçuk, eski işinden dolayı kendi kendine konuşmaya alışkın biriydi. “Başarısız bir yıl geçirirsem yarınım ne olur? İşimden atılırsam nasıl geçiniriz?” endişesiyle yıllar akıp geçmişti.

Ticaret hayatında, yıllarca performans baskısı olan bir sektörde çalışmıştı. Böyle bir ortamında yirmi beş yılı tamamlamak kolay değildi. Emekli olmaya dört ay kala işten çıkarıldı. Uzun yıllar zaten aklında oynadığı bir senaryo olduğu için çok da üzülmedi; hatta garip bir şekilde seviniyordu. Aldığı tazminatla hayalini kurduğu bahçesini istediği gibi dizayn edebilecekti.

Çocukluğunun geçtiği o güzel bahçeyi güzelleştirme düşüncesi heyecanlandırıyordu. Bahçesinin peyzajı önemliydi; hangi ağacı nereye dikeceğini planlamaya başladı. Fakat düzenlemenin en önemli parçası, yerinden memnun olmadığı karadut ağacının yerinin değişmesiydi. Bahçenin gözdesi karadut ağacı artık yerine sığmıyordu. Hem verandanın karşısındaki manzarada salkım saçak durması çok daha iyi olacaktı.

Bu ağaç sadece Selçuk için değil, başkaları için de önemliydi. Bir kere babasının hatırasını taşıyordu. Üstelik meyvesi çok lezzetli ve bol olurdu. Selçuk, sitedeki komşularıyla paylaşmasına rağmen ağacın meyvesi hiç eksilmezdi. Artanlarla reçel yapılır, kokusu tüm eve buram buram yayılırdı. Bu yüzden karadut ağacı Selçuk için vazgeçilmezdi.

Selçuk, taşıma işlemi için büyük bir titizlik gösterdi. Sökülüp yeni yerine dikilmesi için toprağı özenle hazırladı, gübreledi. Doğru mevsim gelince ağacı dikkatlice yeni yerine aldı. Bu hâliyle çok daha güzel göründüğünü düşündü. Eski yerinde bile bu kadar verimli olan bu ağacın, yeni yerinde çok daha iyi olacağına inanıyordu.

İlk seneyi merakla geçirdi. Tahmin ettiği gibi bahar geldiğinde ağaç filizlenmeye başladı. Selçuk buna çok sevindi; “Acaba tutacak mı?” endişesinden böylece kurtuldu. Artık meyve vermesine dair beklentisi iyice artmıştı. Meyve zamanını sabırsızlıkla bekliyordu. Günler geçtikçe beklentisi de onunla birlikte büyüyordu.

Ancak beklediği gün geldiğinde hayal kırıklığı yaşadı. Neredeyse hiç meyve yoktu. Oysa ağacın bulunduğu toprak, eski imkânlarına göre çok daha iyiydi; daha sulak ve her daim güneş gören bir yerdeydi. Bu hayal kırıklığı uzun süre canını sıktı. Buna rağmen, bir süre sonra kendini toparladı. “Olsun, en azından kurumadı,” diyerek içini rahatlattı. “Nasıl olsa seneye verir, endişelenmem yersiz,” diye düşündü. Sonraki yıl meyve mevsimini yine sabırsızlıkla beklemeye başladı.

İşte çalışırken de hep öyle olurdu; “Bu sene de biter mi?” dediği yıllar bir şekilde geçip giderdi. Karadut mevsimi de fark ettirmeden gelmişti. Ancak sonuç değişmemişti; ağaç ikinci senesinde de meyve vermemişti. Selçuk, “Nasıl olabilir?” diye düşündü.

Bu durumu, kendisinden daha tecrübeli olan bağ komşusu Arif amca’ya danışmaya karar verdi. Arif amca, bağ ve bahçe işlerinde bölgedeki herkesin sözüne güvendiği, yıllarca bu işi yapmış usta biriydi. Selçuk,durumu anlattığında Arif amca dikkatle dinledi. Sonra sakin bir sesle;

- “Ne bekliyordun ki?” dedi. “Ağacın yeri değişti. Meyve verme konusunda ne kadar verimli olursa olsun, artık yeni yerinde. Yani bir çırak.”

Selçuk bu sözle birlikte çalıştığı yıllara gitti. Yıllarca büyük başarılara imza attığı bölgesi değiştiğinde iş potansiyelinin nasıl da düştüğünü hatırladı. Yeni bölgesinde yeniden tutunabilmek için ne kadar çabaladığını düşündü.

Arif amca sözlerine devam etti:

- Ağaç şimdi farklı bir yerde. Burada da aynı olgunluğa ulaşması için zamana ihtiyacı var. Sen bu süreçte bakımını aksatmayacaksın.

Selçuk’un zihninde bulmacanın parçaları yavaş yavaş yerine oturdu. Yıllarca anlamlandıramadığı şeyin sebebini, karadut ağacı sayesinde fark etmişti. İşinde yılların deneyimine sahipti ama yeni bölgesinde aslında bir acemiydi. İnsan bir yerde ne kadar başarılı olursa olsun, farklı bir mekâna, konuya ya da alana geçtiğinde yeniden başlamak zorunda kalıyordu. Bu zorluğu aşmak için, önce çıraklığı kabul etmek gerekiyordu. Ardından, herkesten daha fazla çalışmalı ve daha çok emek vermeyi göze almalıydı.

Selçuk, verandada otururken karadut ağacına bir kez daha baktı. İlk yıl meyve vermediği günleri, ikinci yıl yaşadığı hayal kırıklığını düşündü… Sonra dallardaki doluluğa gözleri takıldı. Ağaç hâlâ aynı ağaçtı; sadece yerini, toprağını ve zamanını bulmuştu. Selçuk içinden sessizce gülümsedi.

Doğada olduğu gibi hayatta da insan önce çıraklığı kabul edip bedelini ödemeden, başarıya ulaşamıyordu.

Paylaş

Bu yazı sana nasıl hissettirdi?

Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.

İlk tepkiyi sen bırak.

Yorumlar (18)

  • Atilla G. dedi ki

    21 Şubat 2026

    İnsanların çok aceleci olduğu bir dönemdeyiz. Çok hızlı sonuç istekleri ile oyalanıp duruyorlar.
    Farkında olmadan aynı yere takılıp kalıyorlar. İnsan sürece girdiğinde neler ile karşılaşacağını ve nasıl çözüm üretiieceğini önceden bildiğinde hayatı daha konforlu yaşamaya başlıyor.

  • selçuk c dedi ki

    21 Şubat 2026

    Süre verilmeyen ve hızlı başarı için yapılan mobingler. Yasa bilmemek hem çalışan hemde işveren için ne kadar üzücü.

  • Haşim S. dedi ki

    22 Şubat 2026

    Çıraklığını kabul edip, sabırla bedelini ödemeyi göze alabilenin ustalığıda kaliteli ve verimli olabiliyor. Bu ne güzel bir konfor. İnsan bunu bilince ne kdarda rahat ediyor.

  • Fatih B. dedi ki

    25 Şubat 2026

    Çok kazanmaya odaklanmaktansa sürecimizin hakkını vermek yarın bize çok kazanacağımız işlerin kapısını açıyor.

  • Ekrem Ç. dedi ki

    27 Şubat 2026

    Hayatta başarılı olmak için aslında bozulmamış doğayı gözlemleyip oradan ders çıkarmak yetebilir insana. Oysa insan çok aceleci, hemen sonuç istiyor. Bırakın doğadan ders çıkarmayı, o konuda başarılı olmuş insanlardan bile tavsiye almaya sabredemiyor ya da akıl edemiyor maalesef...

    • Aslı S. dedi ki

      5 Mart 2026

      Her sürecin kendine has tadları oluyor. Hakkını verdiğimizde keyfini çıkartma fırsatı da bize veriliyor.
      Emeğinize sağlık⚘️

  • Berker K. dedi ki

    2 Mart 2026

    Sonuca odaklı ve aceleci olmak insandan neler götürüyor? İş hayatında aceleci olarak yapılan yanlışların telafisi insandan neler götürüyor...

  • Işık dedi ki

    5 Mart 2026

    İş değiştirildiğinde çok yaşanıyor bu. Siz bir önceki şirketinizdeki portföyünüz, deneyiminiz için işe alınıyorsunuz ama yeni şirkette ilk aylar çıraklıkla geçiyor. Bu bilinçte olup, psikolojisini koruyan kazanıyor.
    Yeni bir çıraklığım eziyetine hazır olmayan iş değiştirmemeli.

  • Naz i. dedi ki

    5 Mart 2026

    Aslında bazen bizim görmediğim şey yok değildir. Emeklerimiz birikir ve birikir.. hiçbir yere kaybolmaz..

  • Neşe İ dedi ki

    5 Mart 2026

    İnsanlar acelecidir, beklemek herkes için zor olsa da sonucu güzeldir 🌸

  • Faruk G. dedi ki

    5 Mart 2026

    İnsan ne kadar az bildiğini bilse o kadar çok şey bilmiş olacak ki...
    Günümüzün problemi...

  • Handan K. dedi ki

    5 Mart 2026

    Her sürecin başka çıraklıkları var. Sabırsız insan, elindeki her malzemeden aynı sonucun çıkmasını aynı sürede çıkmasını istiyor

  • Fatma D. dedi ki

    5 Mart 2026

    İlk başta bnde endişelendim Selçuk gibi ağaca ne oldu diye ama aklıma çıraklık evresi nereden gelsin :) Ağacın da mı çıraklığı olurmuş :))
    Çok güzel bir yazı olmuş
    Dut ağacının çıraklığı diye hiç aklımıza gelmeyen gözümüzün önündeki çıraklıklarımız
    Mesele sonuç değil her evrenin sürecinden keyif almak hayatı anlamlandırarak yaşamak 👏🏻⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️

  • Zeynep A. dedi ki

    10 Mart 2026

    Her yeni bir süreç bir çıraklık... Bunu bilip bedelini ödemeye razı olduğumuzda o çıraklıkta çok keyifli hale geliyor. Karadut ağacıda olsa insan da olsa süreç aynı işliyor aslında :)

  • Ukbe U. dedi ki

    15 Haziran 2026

    Yazar çok güzel bir noktaya değinmiş “İnsan bir yerde ne kadar başarılı olursa olsun, farklı bir mekâna, konuya ya da alana geçtiğinde yeniden başlamak zorunda kalıyordu. Bu zorluğu aşmak için, önce çıraklığı kabul etmek gerekiyordu.”
    Dünyaca ünlü bir yarış pilotu da olsanız farklı bir yarış takımı ile çalışmaya başladığınızda kaldığınız yerden başarılarınız devam etmeyebiliyor. Pilot’un yeni takım ve yeni araç ile yaşayacağı zorlukları kabul etmesi ve sabırla çalışmaya devam etmesi gerekiyor.
    Ya da yeni bir ülkede şube açmaya çalışan başarılı bir işletmeyi düşünün. Farklı bir coğrafyada gerçekleştirilen yeni başlangıçtaki zorlukları kabul etmeden o ülkede süreklilik sağlayamıyor.

  • Selmin hamidioğlu dedi ki

    29 Haziran 2026

    Karadut ağacının sonunu böyle beklemiyordum, kuruyacağını düşünmüştüm ☺️

  • Bünyamin G. dedi ki

    9 Ağustos 2026

    Farklı bir mahallede yeni şube açan esnaf da merkezde yaptığı iş yoğunluğunu istiyor ama olmuyor. O şubenin de bir çıraklığı illaki oluyor.

  • Hilâl dedi ki

    22 Ekim 2026

    "Ağaç şimdi farklı bir yerde. Burada da aynı olgunluğa ulaşması için zamana ihtiyacı var. Sen bu süreçte bakımını aksatmayacaksın." Otomotivde, uzay havacılık ve savunma sanayiinde temel bir kuraldır: üretim akışı değişmişse, makinenin yeri değişmişse, lokasyon değişmişse parçanın tüm onayları yenilenir. Çünkü parça yeniden çıraklığa düşmüştür. Bunu böyle bilmeseler de sorun çıktığını deneyimselleştirdikleri için zorunlu kılarlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.