
Zorlu Başlangıçlar
“Eskiden böyle miydi?” Hepimizin hayatında en sık duyduğu cümlelerden birisidir. Yaş ilerledikçe geçmişe bir özlem duymaya başlıyor insan. En çok da istediği gibi gitmeyen işler çoğaldığı zaman da... Eskideki mutlu olduğu anları daha fazla arar oluyor. Aslına baktığımızda orada hep iyi şeyler yok. Bazen hatırlamak bile istemeyeceğimiz hayal kırıklıklarımız oluyor mazimizde. Burnumuzun direklerini sızlatan üzüntülerimizin hepsi mazimizin tozlu sayfalarında duruyor.
Döneminin en büyük konut müteahhitlerinden olan Orhan düşüncelere dalmıştı. Mazisine baktığında mesleğe ilk başladığı yıllar gözünde canlandı. Daha bıçkın gibi bir delikanlıyken çalıştığı o tozlu şantiyeleri… Kaldırmaya gücü yetmediği için dalga geçildiği kerestelerin hepsi gözünün önündeydi. Hepsini bütün ayrıntılarıyla tek tek hatırlıyordu. Kalfasının sesi bile hala kulaklarındaydı; “Bunlar da genç olacak, daha bir ahşabı bile taşıyamıyorlar.” Bunu söyleyen kalfanın kolları Orhan’ın bacaklarından kalındı. İşe daha yeni başlamış birinin gücünün yetmemesi gayet normaldi. Aslında kendisi haricinde bunun normal olmadığını düşünen yoktu.
Sonra her angarya işe kendisinin gönderildiği anılar canlandı gözlerinde. Şantiyenin en küçüğü olduğundan dolayı sesini çıkarmadan bütün bu angarya getir götür işlerini yapardı. Öğlen arasında ustaları dinlenirken çayı demleyen de hep oydu. Herkes çıkıp gittikten sonra ortalığı toparlama da Orhan’ın asli görevleri arasındaydı. Bu yüzden fırça yemişliği çoktu. Molalarda bile bir meşguliyet halindeyken mesai başladığında yine gücünün yetmeyeceği ağır işler onu bekliyordu. Hele o eldiven olmadan keresteleri taşıma işi yok muydu... Ellerine batan o kıymıkları çıkarmak ayrı bir dertti. Nazik ellerinin artık tanınacak bir tarafı kalmamıştı. Elinde oluşan nasırlar onun için bir nimetti. Artık eli daha az acıyor ve batan kıymıklar daha az rahatsız ediyordu. Nasırlarının kağıda sürtmesinden çıkan rahatsız edici sese bile alışmıştı.
Sonra uğradığı haksızlıklar gözünde canlandı. Diğerlerinden 2 saat fazla çalışmasına rağmen en düşük ücreti aldığı o günler. Kendi suçu olmadığı halde yediği fırçalar gözünün önüne geliyordu. Tüm hataların tek bir suçlusu vardı, Orhan. O iyi tutamadığı için kalıplar yanlış yapılmıştı. Tabi ki suçlu olan kendisiydi. O zamanlar çevresindeki herkesin böyle düşündüğünü sanıyordu. Savunma yapmak mı? Onun ne olduğunu bilmiyordu bile. Zaten savunma yapsa ne olacaktı ki. Sadece yiyeceği fırçanın şiddeti artacaktı. Kimsenin onu dinlemek gibi bir derdi olmadığını düşünüyordu. Aslında onun haksızlığa uğradığı bariz belliydi. Ne var ki bunu sadece kendi fark ediyordu sanki.
Orhan geçmişini biraz daha eşelemeye başladı. Mesleği öğrenmesi için kendisine bile bile yaptırılan hatalar gözünde canlandı. Bir keresinde çiviyi yanlış şekilde çaktığında ayağına batmıştı. Canının acımasını bugün bile tekrar hissetti. Duyduğu acı hala canlı gibiydi. Hele ilk yaptığı kalıbı kaç defa söküp tekrar yapmıştı. O bina için kalıbı yaparken kan ter içinde kalmış, kalıbı tamamlayana kadar şantiyeden ayrılmamıştı. Ertesi sabah da işe başladığından beri ilk defa bir övgü almıştı. Bu sefer de kendisine yeni bir görev verildi. Deneyimi olmadığı bu işi ilk defa yapacaktı. “Tekrar yeni bir sıkıntılı süreç başlıyor” diye geçirmişti içinden. Defalarca bunu yaşamıştı.
Maziye baktığında aslında o kadar da hatırlanacak sahneler yok gibiydi. Orhan işinde çok fazla emek harcamıştı. Buna rağmen neredeyse hiç denecek bir karşılık almıştı. İşin ilginç tarafı, o anılar daha fazla keyif veriyordu. Anılarından bahsederken o sıkıntılı zamanları defalarca anlattığını fark etti. Gerçekten de insan sıkıntı yaşadığı zamanları hatırladığında daha mutlu oluyordu. Cefası gitmiş sefası kalmış gibiydi. Orhan şunun çok iyi farkındaydı;
Bugünkü bütün kazanımlarının kaynağı, o gün yaşadığı sıkıntılardı.
İnsanın hayatta başardığı ne varsa onun başında bir sıkıntılı süreç var. Hayatta başarılı olmuş insanların hayatlarını incelediğimizde; başlangıç hikayelerinin acılar ve sıkıntılarla dolu olması tesadüf olabilir mi? Bu insanların anlatmaktan en çok keyif aldıkları anılarının bu sıkıntıların olduğu zamanlar olması da tesadüf olamaz. Her başarılı insanın ortak noktası; her iş için başında yaşadıkları sıkıntılardır.
O zaman başarının en büyük sırrı; o hedef doğrultusunda yaşanan sıkıntılardır. Sıkıntılardan kaçmayıp bunları göğüsleyenleri tarih başarılı diye yazıyor.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (16)
Fatih dedi ki
6 Şubat 2026Hiçbir yokuşu elimiz cebimizde geçemeyiz ama o yokuş eninde sonunda geçilir ve bir kolaylık gelir... bizde kalansa, süreçte edindiğimiz beceriler olur. Ama yinede geçmişe bakınca insan zorlandığı kısımlardan keyif alıyor ve o kısımlar daha hatırlanabilir oluyor. Sanırım o yüzden büyüklerimiz sürekli yokluk çektiği anılardan bahseder. :)
Serhat D dedi ki
6 Şubat 2026Evet insanlar belli bir maddiyata ulaşınca başarılı olunca belli bir yaşa gelince
Geriye baktıklarında madiyatı daha az günleri hatırladıkça daha mutlu oluyorEkrem Ç. dedi ki
6 Şubat 2026Sonu başarılı ve mutlu biten her şeyin başlangıcının zorlu ve acılı olması kesinlikle rastlantı olamaz. Diğer taraftan ... Sonu acılı olan şeylerin başlangıcının keyifli olmasında da aynı zıtlık vardır.
Muhammed Ş dedi ki
7 Şubat 2026Hiçbir doğum sancısız olmaz, hayatta bir üst kademeye çıkmak için de zorluklar atlatmak gerekiyor.
Ali dedi ki
7 Şubat 2026Başarıya giden yolda en temel nokta “sabır”. İnsan sonuca hemen ulaşmak ister ancak başarının sürekliliği için sabretmek en önemli bölümdür..
M dedi ki
7 Şubat 2026Sonu güzel olacak her şeyin başı zordur.. Başındaki zorluk ümidimizi kırabilir..
Uzun süren, zorlu olan yollarda, ümidimiz azaldığında kendimize hatırlatmamız gereken bir cümle “sebebinden keyif almak” olmalı. Çünkü bu motivasyonumuzu arttıracak bir cümledir.
Sabır ve yolun sonuna varana kadar yoldan keyif alabilmek ümidiyle…
Ayşe K dedi ki
11 Şubat 2026Her başarı emegi ve sabır ile geliyor :)
Işık dedi ki
11 Şubat 2026Dün zor olsa da yaptıklarınız bugünümüzü şekillendiriyor. Ve o kadar zorluğa rağmen yüzde bir tebessüm kalıyor...
Bünyamin G. dedi ki
12 Şubat 2026İnşaat işlerinde olduğu gibi çıraklığını yapmadığımız hiçbir işin ustası olamayız. Bu hayatın her aşamasında geçerlidir.
Serkan dedi ki
12 Şubat 2026Zor zamanlardan geçerken sabır konusunda çok dayanıklı olamayabiliyoruz.Halbuki bizi bir üst lige taşıyacak olan şey,yaşadiğımız zorluklara verdiğimiz doğru tepkiler olacaktır.
Fatih A. dedi ki
12 Şubat 2026Bu yazıyı okuduktan sonra düşündüm de her başlangıç zorlu aslında. geçen gün bir araba ustası ile konuştum dedi ki benzinli araçlar yakıtı en çok ilk kalkışta tüketiyor. sonra düşündüm evet hareketsiz bir cismi hemde 1 ton lük bir cismi hareket ettirmek için gerçektende daha çok enerjiye ihtiyaç var 100km hızla giderken aracın zaten bir ivmesi var motor ondan faydalanıyor.
Hilâl dedi ki
14 Şubat 2026Her yürüyüşe başlayanın ayağı acır başlangıçta. Her spora başlayanın kasları biber gibi yanar.. O sağlıklı vücuda bunları yaşamadan ulaşamaz. Bu kariyerinde de böyledir, ticaretinde de.. Ve insan, acılara rağmen devam ettiğinde işler değişir. Bu yüzden derece derece başarılar var.
Zeki K. dedi ki
16 Şubat 2026Her işin başı acı. Bizden çıkan şey aci. Bu acıyı gögusleyip vazgeçmeyen, şikayet etmeyen belli bir süre sonra başarıya ulaşıyor.
Faruk G. dedi ki
17 Şubat 2026Günümüzde insanlar acıdan uzak durayım diye acının göbeğine düşüyor .Bir anlasalar ki acı tatlıya dönüşüyor:)))
selçuk canbilek dedi ki
21 Şubat 2026İnsan yaptığı işin bedelını gerçekten ödediğin de gelişen sadece vücud kasları olmuyor. Bilinçimizin güclenmesin de buna bağlı. Aslında en büyük kazancımız bu olsa gerek.
Ukbe U. dedi ki
16 Haziran 2026İnsanın zihni hep kolayı tercih etmek istiyor. Fakat hayat bize acıları yüklüyor. Orhan gibi geriye dönüp baktığımızda güçlendiğimiz konularda genellikle çektiğimiz acılar gözümüzün önüne geliyor.
