Pirince Giderken Eldeki Bulgurdan Olma!

Bu yıl kış yalnızca havayı değil, işleri de sert vurmuştu. Soğuk ve yağışlı günler geride kalırken, piyasa da yavaş yavaş toparlanmaya başlıyordu. Şehrin eskiden en işlek yeri olan meydan çarşısında, eşarp ve fular üzerine çalışan bir mağazaları vardı. İyi bir üniversite kazanamadığı için babasının yanında çalışmak Ahmet’e daha cazip gelmişti. Babası da bu tercihe karşı çıkmamıştı. Babası, herkesin okumak zorunda olmadığını düşünüyordu; bu işleri yapacak birileri de olmalıydı.

Yaşadıkları ilde bu işi yapan çok kişi olmadığı için birkaç yıl öncesine kadar işleri oldukça yoğundu.  Yeni açılan alışveriş merkezi ve her çeşit ürünü satan mağazalarla birlikte dengeler de değişmişti. İnsanlar her istediğini bu mağazalarda bulabildiğinden yoğunluk oralara kaymıştı. Artan masraflarla birlikte artık dükkânın kazancı iki aileyi geçindirecek düzeyde değildi.

Havaların ısınmasıyla birlikte dükkânın önü yeniden hareketlenmeye başlamıştı. Tabureleri de uzun bir aradan sonra tekrar dışarı çıkarmışlardı. Baba oğul yan yana oturmuş, havadan sudan konuşuyorlardı. Sonra konu yavaş yavaş dükkânın durumuna geldi. Ahmet’in aklında bayan abiye kıyafetleri işine girmek vardı. Babası, yeni bir şey denemeye ilk defa sıcak bakıyordu. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Ahmet, düşüncelerini net bir şekilde anlatmaya başladı.

Dükkânın bir bölümü yeniden düzenlenecek, yeni ürünler eklenecekti. Vitrin, ışıklandırma ve tabela da yenilenirse dükkânın havası tamamen değişebilirdi. Ahmet, yapılacak bu değişikliklerin işi canlandıracağına inanıyordu.

Babası oğlunun sözünün kesmeden dikkatle dinledi. Ahmet konuşmasını bitirdiğinde, kısa bir sessizlikten sonra babası söze başladı:

– Ahmet, bak oğlum! Heyecanını anlıyorum. Dediğin gibi dükkânın havası değişir, müşteri de çekebilir. Ne var ki bu işin yolu bu değil. Senin anlattığın iş; tadilat, vitrin, ışıklandırma, tabela… Bunların hepsi masraf. Bunun üzerine bir de dükkâna mal satın almamız gerekiyor. Yeni bir işe girerken elindeki her şeyi ortaya koymazsın. Hele borca girip, imkânını zorlayarak hiç girmezsin.

Büyük adımdan önce küçük adımlar

Göz ucuyla Ahmet’in yüzündeki tepkileri süzerken sakin bir şekilde devam etti babası:

– Bizim bir geçmişimiz var oğlum. Bu dükkân öyle kolay kurulmadı. Az çok bir müşteri kitlemiz, bir düzenimiz var. Hepsini bir anda riske atmaya gerek yok. Dediğin gibi dükkanın yarısını boşaltmaya da gerek yok. Bir köşeye bir miktar ürün koyarsın; olur mu, olmaz mı bakarsın. Tutarsa büyütürsün, tutmazsa elindekinden de olmazsın. Büyük masraflara da girmene gerek yok. Tadilat, tabela, vitrin… Bunlar sonra da yapılır. Önce iş yürür mü, ona bakmalısın. Kulağına küpe olsun: Yeni bir işe girerken önce az masrafla denersin, sonra adım atarsın. Biz böyle gördük… Zaten hayat da böyle değil mi? “Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan da olma.”

Ahmet, babasının sözünü dinledi ve işe küçük bir denemeyle başladı. Dükkânın bir köşesine yeni ürünler koydu. Zamanla müşterilerin ilgisini ölçtü, hangi ürünün satıp hangi ürünün satmadığını anladı. Riski minimize ederek, adım adım ilerledi.

Yıllar içinde o küçük köşe büyüdü de büyüdü, iş genişledi. Ahmet, artık kendi dükkanını işletiyor, kendisi gibi küçük Ahmet’ler yetiştiriyordu. Babasının kendisine yıllar önce anlatmaya çalıştığı şeyi anlamıştı. Büyük riskler değil, doğru yapılan küçük denemeler kazandırır. Yetiştirdiği çıraklarına ilk öğrettiği şeylerden biri de buydu.

12 Yanıt

  1. Bir şeylerin mükemmel olmasını beklemek insana vakit kaybettirip hayal kırıklığına uğratabilir. İşle ilgili böyle süreçleri tüm heyecanına rağmen belirsizliğe girmeden, ufak adımlarla ve sabırla ilerletmek daha iyi olacaktır.

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner