Kor halindeki demiri döven çekicin sesi odasına kadar geliyordu. Sabahları içtiği Türk kahvesinin kokusuyla düşüncelere dalmıştı Mehmet bey. Mesleğine başladığı zamanları hatırladı bir an. Her şeye sıfırdan başlamıştı. Çırak olarak girdiği bir firmada çok çalışıp başarılı olmuştu. Önce kalfa, sonra da ustabaşı olmuştu. Yaptığı işi iyi yapıp başarılı bir usta haline gelmişti. Mehmet Beyin hayalinde hep kendi işini kurmak vardı. Bunu kendisine hedef olarak belirlemişti ve bu doğrultuda uzun yıllar boyunca kazandığını biriktirmişti. Yeterli sermayeye ulaştığında ise kendi firmasını kurmuştu. İşlerini büyütebilmek için gecesini gündüzüne katarak çalışmıştı Mehmet Bey. Tırnaklarıyla kazıyarak kurduğu şirketini oldukça iyi bir konuma getirmişti. Sektörde itibarı olan bir demir çelik fabrikası haline gelmişti.
Yapabilecek olmak yapmayı gerektirir mi?
Bu süreçte yeterli imkanı olmadığı için kendisi eğitimine devam edememişti. Oğlu Can’ın ise iyi bir eğitim almasını istiyordu. Bundan dolayı oğlunu lise ve üniversitede özel okulda okutmuştu. Can 24 yaşına geldiğinde, okuduğu üniversitede başarılı olup mezun olmuştu. Mehmet bey, oğlu üniversiteden mezun olduğu için seviniyor ancak bir taraftan da kaygılanıyordu. Maddi imkanları iyi olduğu için Can bu yaşına kadar hiç çalışmamıştı. Buna rağmen bir gün aile firmalarının başına geçmenin hayalini kuruyordu. Artık üniversiteyi de bitirmiş olduğu için babasına bu isteğini açtı Can.
– Baba, biliyorsun ben üniversiteyi bitirdim. Artık işin başına geçip firmayı ben yönetmek istiyorum.
Mehmet Bey bunun mümkün olmadığını bilecek kadar deneyimli bir insandı. Hem oğlunun hem de firmasının geleceği için böyle bir şeyi kabul edemezdi. İnsanın, çıraklığını yaşamadığı hiçbir şeyin ustası olamayacağını iyi biliyordu. Oğluna şöyle dedi;
– Bak oğlum, bu firmanın başına geçmeni en çok ben arzu ediyorum ama bunun için bu işin mutfağından, çıraklığından başlamalısın. En iyisi sen başka bir firmada bir süre çalış. Biraz tecrübe kazandıktan sonra bizim firmaya gel.
Can bu cevaba çok bozulmuştu. Hiç beklemediği bu durum karşısında babasına oldukça kızmıştı. Babasının ne yapmak istediğini bir türlü anlayamıyordu. Kızgın bir şekilde arkasına bile bakmadan kapıyı çarpıp gitti.
İlerleyen zamanlarda aynı sektörde farklı bir firmada işe girdi Can. Babasının söylediği gibi en alt kademeden başlamıştı çalışmaya. Can, babası gibi işinde çok azimli ve çalışkandı. Yıllar içinde işi iyice öğrendi ve öğrendikçe mutlu oldu. O firmada farklı kademelerde yöneticilik yapma fırsatı da oldu ve bu ona çok büyük deneyimler kazandırdı.
Yeterince piştikten sonra…
Babası Mehmet Bey’in son zamanlarda sağlığı yerinde değildi. Bir gün oğlunu yanına çağırdı. “Oğlum” dedi, “artık işin başına geçebilirsin.” Can bir taraftan babasının sağlık durumuna üzülürken, bir taraftan da babasının bu sözlerine çok sevindi. Yıllar önce babasının ne yaptığını şimdi anladı. Varmak istediği hedef için kendisini çıraklıktan başlatmış ve işi en iyi şekilde öğrenmesini sağlamıştı. Babasına kızdığı konu ile ilgili şimdi teşekkür ediyordu.
– İyi ki varsın babacığım. İyi ki zamanında beni doğru yönlendirmişsin. Senin kurduğun bu firmayı daha da ileriye götüreceğime söz veriyorum.
Etiketler: #başarı #iş hayatı #çıraklık #patron olmak
11 Yanıt
Hayat işte öğrenmek isteyene öğretiyor.
İnsan çıraklığını yaşamadığı bir şeyin ustası olamıyordu…Bir tohum toprağın altında zorluk yaşaması nasıl yeşerir, fidan olur?
İnsan iş hayatına atılır atılmaz patron olmak istiyor. Kimse işin çıraklığını yada ameleliğini yapmak istemiyor. Üniversite mezunu bile olsa insan nereden başlayacağını bilmeli.
Yeterince piştikten sonra… İnsan gerçekten bu pişme olmadan bazı şeyleri anlayamıyor, babası onu daha pişmeden şirketin başına geçirseydi şirkete belki de büyük zararlar verecekti. işte bu pişme olayı da o işin çıraklığını yaparken gerçekleşiyor 🙂
İnsanın hedefinde başarılı olabilmesi için konumunu bilmsei, ilerlemedeki sıralamaya da uyumlu davranması, ne kadarda önemliymiş. Emeğinize sağlık.
İnsanlar genelde hedeflerinin sonunda elde edeceklerini düşündükleri sonuca odaklanıyor. Kariyerlerinde kendilerini 5 yıl sonra bir yönetici pozisyonunda hayal edebiliyor. Yeni bir iş yeri açtığında 3 yıl sonra 15 ülkeye ihracat yaptığını düşlüyor. Halbuki insan onu asıl hedefine ulaştıracak olanın sonuçlara değil de sebeplere odaklanması olduğunu gözden kaçırabiliyor. Bundan dolayı insanın hedefe giden yolda elde ettiği deneyimleri, yani kaliteli bir çıraklık geçirmesi çok kıymetli.
Aile şirketi bile olsa, aile bireylerinin başka bir firmada çıraklıktan başlaması, orada kendini ıspatladıktan sonra aile şirketinde çalışmaya başlaması çok isabetli bir yaklaşım olmuş.
Günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi herkes sonuç istiyor.. Babasının yerinde olmak değil mesele
Mesele babasın sonucuna değil sürecine odaklanmalı…
İnsan hayatında hemen birşeylere ulaşmak istiyor, fakat zorluklarını yaşamadan geldiğin yerdeki kalıcılığın ne kadar olabilir ki!
Bulunduğun yerde kalabilmek için önce orayı hak etmiş olman lazım.