Bu Sefer Öyle Değil

Minibüsünün arka camını bile ayna gibi parlatmıştı. Cam adeta ışığı geri yansıtıyordu. Araç sonunda kendine gelmiş gibiydi. Pırıl pırıl kaportasında insan yüzünü seçebilecek kadar net bir yansıma bulabilirdi. İçinden; “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” diye mırıldandı.

Elindeki bez mekanik bir şekilde hareket ediyordu ama zihni çoktan işe dönmüştü; “Neymiş… Sermayesiz iş kurulmazmış, kenarda para olacakmış, ihtiyatlı davranılmalıymış falan… Ne ihtiyatı! Zaten herkes paranın elde durdukça eridiğini söyleyip duruyor. Sosyal medyada bile mal sahibi olmak için borçlanılması gerektiği yazılıyor. Çalışırız, yine öderiz” dedi kendi kendine. Bunu derken bile elindeki bezi farkında olmadan biraz daha bastırıyordu.

Birazdan kuzeni Tarık’la buluşacaktı. Tarık da aynı işi yapıyordu ama Nihat’tan daha temkinliydi. İşe başladığında bütçesine uygun, eski fakat sorunsuz bir araç tercih etmişti. Yıllar içinde borca girmeden işini ağır ağır büyütebilmişti. Buna rağmen şimdi Nihat’ın aldığı minibüs, onun kullandığı aracın bir üst modeliydi.

Nihat kendini bildi bileli servis şoförlüğü yapıyordu. Zaman zaman borçla kendi minibüsünü alıp işi büyütmeyi denemişti. Ancak biriken borçların yükü her seferinde omuzlarına çökmüştü. İşe başlarken aracı borçla alır, yetmediği yerde krediye başvururdu. Neredeyse her girişimi, borcun üstüne yeni bir borç eklemekle sonuçlanmıştı. Her seferinde aracını satmak zorunda kalmıştı.

Minibüsleri genelde borçla aldığı için aracı yeterince inceleme fırsatı bulamazdı. Zaten borçla satış yapanların sunduğu araçlar çoğu zaman seçme şansı bırakmazdı. Sonrasında ise aracın farklı yerlerinden beklenmedik sorunlar çıkardı.

Boğulacaksak büyük denizde boğulalım

“Olacaksa en iyisi olsun” diye düşündü. Yıllardır borçların yükü yüzünden hep bir adım geride kalmış gibi hissediyordu. Bu kez o duyguyu yaşamak istememişti. Hatta biraz da “ben de yapabildim” diyebilmenin huzurunu arıyordu. Neyi var neyi yok bu minibüse yatırmış, yetmeyince borca da girmişti. Madem alıyordu, eksiksiz ve gösterişli olmalıydı. Biraz geriden bakınca minibüs gerçekten de hiç fena görünmüyordu.

Bir süre sonra Tarık sokağın başında göründü. Nihat onu uzaktan fark edince elindeki bezi kaportanın üzerinde biraz daha gezdirdi. Tarık’ı severdi; çoğu meselede fikrini alır, söylediklerine kulak verirdi. Gerçi onun sözleri insanın içini önce biraz burkardı ama sonradan düşününce çoğu yerini bulurdu.

“Kuzen, neredesin? Yok mu bir hayırlı olsun? Bak, kardeşin minibüs yaptı!” diye seslendi.

Tarık minibüse şöyle bir göz gezdirip Nihat’a baktı. İki ay önce yaptıkları konuşma aklına düştü. O gün Nihat biraz iddialı konuşmuştu: “Tarık, şimdiye kadar param azdı, o yüzden mecburen sıkıntılı araçlara yöneldik. Ama bu sefer öyle değil. Bu kez daha büyük gireceğim işe. Hem boğulacaksak büyük denizde boğulalım, değil mi?”

O sözleri hatırlayınca Tarık bir an sustu, minibüse tekrar baktı. Söylemese içi rahat etmeyecekti.”Bak Nihat” dedi sakin bir sesle. “Bir işe girerken sadece aracı almak yetmez. Sermayenin hepsini bağlamamak lazım. En azından işi döndürecek bir miktar kenarda durmalı. Bu kadar borçla girilen işte küçük bir aksilik bile insanı zorlar. Sonrasını düşünmek lazım… Seni sıkıntıda görmek istemem.”

Sözlerinin ne kadar karşılık bulduğunu kestiremeyince derin bir nefes aldı. Nihat’ı tanıyordu; böyle anlarda fazla üstelemek işe yaramazdı. Hafifçe gülümseyerek konuşmayı sonlandırdı. “Neyse… Dikkatli kullan kuzen. Hayırlı olsun.”

Borç para ile iş kurulur mu?

Çoğu insan, ticarete atılıp yeni bir iş kurmak için gerekli olan sermayeyi ya borç alarak ya da kredi çekerek sağlamaya çalışır. Elinde avucunda ne varsa o işe yatırır. Hatta çevresinden de borç alır. Sanır ki işe başlar başlamaz hemen para kazanacak. Birkaç ay geçtikten sonra; “Bu iş yürümüyor. İnsanda ya şans olacak ya da arkasında sağlam desteği olacak” diyerek, bir sürü borçla işi sonlandırır.

Oysa ticarette başarı için temel kural basittir; Borç para ile iş kurulmaz. İhtiyaç duyulan sermaye mutlaka mevcut olmalı. İlave olarak, işi belli bir süre döndürecek kadar işletme sermayesi de hazır olmalıdır.

11 Yanıt

  1. Günümüzde insankarın tercih ettiği yöntem hemen krediye başvurmak bunun sebebi sermayesiz işe başlamak

    Loading spinner
  2. “Girdin mi büyük gireceksin.” diyerek başlayıp kazananı gördünüz mü hiç? Çok kazanma hırsı insana büyük kayıplar getiriyor. Hayatta her şey adım adım, biriktire biriktire büyürken, zıttı neden ticarette geçerli olsun ki?

    Loading spinner
  3. Bütün güçle girilen her işte sıkıntı çıkma ihtimali çok yüksek
    Bunun için kenarda az da olsa işi dönderecek miktar olması gerekiyor ki çünkü işler ilk başladığında henüz işin çıraklığı, acemiliği oluyor
    Çok güzel bir yazı olmuş 👏🏻

    Loading spinner
  4. Eskilerin dediği gibi kötü gün parası, yastık altı diye tabir edilen tedbir parası ticaret içinde geçerli. Aslında alınan o tedbir ilerde yaşanma olasılığı olan bir aksiliğin önüne geçiyor.
    Emeğinize sağlık⚘️

    Loading spinner
  5. Eskiden kenarda büyüklerimizin hep zor günler parası olurdu, hastalıkta, sağlıkta ihtiyaç olduğunda lazım olur diye. Şimdilerde kenarda para bırakmamaya, herşeyi harcamaya yönelik bir sistem var. Keşke büyüklerimizin deneyim transferlerini unutmasak hayatımızda uygulayanlardan olsak🥲🌸

    Loading spinner
  6. İnsan kısa yoldan gitmek istiyor. Önceden olmayan parasını tüketerek işe başlayınca iyi olacağını düşünüyor. Oysa eskiden varsa harcanır yoksa beklenirdi.
    Her işe fazla gelerek o işi yapmaya başlamak, hazır tüketmekten daha iyi geliyor insana.
    Çok keyifle ve öğrenerek okudum. Kaleminize sağlık.

    Loading spinner
  7. Hayatta alacağın her risk için kenarda bir birikimi olması insanın. Bu iş de olsa, arkadaşlık da olsa böyle değil mi? Düşündürücü bir yazı…

    Loading spinner
  8. Bizi bitiren zaten hayatta hep bu oldu ya hep ya hiç, ya büyük kazanalım ya da kazanmayalım… oysa doğada bir tohum bile birden meyve vermezken, belirli aşamaları aştıktan sonra olurken konu insanın ticaretine gelince bunu unutuyoruz🥲 Eskilerde kenarda hep hastahane parası, zor zamanlar parası diye adlandırdıkları tedbir paraları olurdu bir yerde… nasıl da unutmuşuz o güzelim deneyimlerini büyüklerimizin🥹

    Loading spinner
  9. Bir işe güçlü girmek demek tüm paranla girmek demek değil… insan bunu bilmeyince en ufak aksilikte krizi yönetecek sermayesi kalmadığından her zaman benzer senaryoları yaşıyor… Böyle olunca da süreç içerisinde her şeyi milimetrik hesaplamak zorunda kalıyor en ufak hesaptaki yanlış veya beklenmedik durum iflasa sebep olabiliyor bu düşünce bile insanı çok yoruyor… Ne yazık ki bunların hepsi insanın kısa sürede çok kazanma isteğinden kaynaklanıyor.

    Loading spinner
  10. Ticaretin en temel prensibini dikkate almadan iş kuran insanlar kısa sürede iflas etmektedir. Borç para ile iş kurulmaz. Ayrıca, iş kurarken en az 1 yıllık işletme sermayesi hazır olmalı.
    Bu yüzden, kurulan işletmelerin %85’i ilk 3 yıl içinde kapanıyor…

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner