
Keşke Balık Tutmayı Öğretseydin
2025 yılının ilkbahar günlerinden biriydi. Ağaçlar yapraklarını açmaya başlamıştı. Dışarıdan gelen cıvıl cıvıl kuş sesleri ile çocuk sesleri birbirine karışmıştı. Yeni yeni açmaya başlayan çiçeklerin kokuları evin içine kadar geliyordu.
Böyle bir pazar günü saat 12 gibi uyandı Mertcan. Gece geç saatlere kadar bilgisayarda oyun oynamış, ancak sabaha karşı yatabilmişti. Cuma ve cumartesi geceleri rutin arkadaş eğlenceleri vardı. Gece 11 gibi buluşurlar, gece kulübü kapanana kadar eğlenirlerdi. Sabaha karşı saat 5 gibi kulüp kapanır, sonra evlerine dağılırlardı.
Mertcan’ın babasının maddi durumu oldukça iyiydi. Kendisi, alanında uzman bir bilgisayar programcısıydı. Yapay zekanın ilk kurucularından sayıyordu kendisini. Mertcan liseden sonra okumamış, bir meslek sahibi de olmamıştı. Kendisini geliştirmeye de pek gerek duymuyordu. Nasıl olsa her ihtiyacı babası tarafından karşılanıyordu. Her sabah öğlene doğru uyanır, arabasına biner ve arkadaşlarını turlardı. Birlikte eğleneceği geniş bir arkadaş çevresi vardı. Biri müsait olmasa diğerini arar, mutlaka boşta birini denk getirirdi. Hayatı hep sağda solda gezmekle, eğlenmekle geçiyordu.
Bu pazar diğer pazarlardan biraz farklıydı. Uyandığında, babasının hâlâ uyuduğunu gördü. “Gece geç vakte kadar çalıştı herhalde” diye geçirdi içinden. “Babam uyanıncaya kadar dışarıda bir kahvaltı yapayım” diyerek kendini dışarı attı. Kahvaltıyı bitirmesi yaklaşık bir buçuk saatini almıştı. Eve döndüğünde, babasını hala uyurken görmüş ve bu duruma şaşırmıştı. Annesi yaşıyor olsaydı, onu şimdiye kadar çoktan uyandırmış olurdu. Mertcan da öyle yaptı, babasına seslendi.
- “Babaa!” Ses yok.
- “Baba, uyan artık. Saat 2’ye geliyor.” Babasından yine ses gelmedi.
Mertcan tedirgin olmaya başladı ve babasının omzundan dürttü. Maalesef babası hiçbir şekilde tepki veremiyordu. Mertcan, korkmuş bir şekilde babasını iki eliyle tutup sarsmaya ve ağlamaya başladı. Babası ise gözleri kapalı öylece duruyordu. Korktuğu başına gelmişti, Hilmi Bey vefat etmişti.
İlk şoku atlattıktan sonra yapılması gerekenleri yaptı. Babasını, akrabalarının ve arkadaşlarının da katıldığı kalabalık bir cenaze töreni ile toprağa verdi. Bir saat içinde herkes dağılmış, Mertcan tek başına kalmıştı.
Babasının tek mirasçısı kendisiydi, bütün mal mülk ona kalmıştı. Mertcan’ın tek bildiği şey ise para harcamak, gezmek ve eğlenmekti. İşi, yatırımları ve babasının parasını nasıl yöneteceği hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Bir yandan da “Bu kadar para harca harca bitmez” düşüncesiyle kendisini rahatlatıyordu.
Altı ay içerisinde nakit paranın yarısının bitmesi onu çok tedirgin etmişti. Borsa o yıla kötü başlamıştı. Babasının yatırım yaptığı hisse senetleri sürekli düşüyordu. “Keşke 30 yaşıma kadar şu işlerden birini ya da birkaçını öğrenseydim” diye hayıflandı. Nereden nasıl yapılır, nereden başlanır diye araştırmaya başladı. Arkadaşlarından biri ona yardım edebileceğini söyledi. Ona, birlikte inşaat işine girmeyi teklif etti.
“İş basit, sen arsayı ve inşaat için gerekli malzemeleri alacaksın. Ben de inşaatın yapım sürecinden sorumlu olacağım” demişti arkadaşı.
Arsa ve inşaat malzemeleri için çok yüklü bir meblağ telaffuz teklif etti. Mertcan bütün mal varlığını iş için arkadaşına verdi. Kendisi de 1+1 küçük bir stüdyo daireye kiraya çıktı.
Parayı verdikten 1 hafta sonra arkadaşını aradı. “Aradığınız kişiye ulaşılamıyor” cevabı karşısında bir an ne yapacağını bilemedi. Mertcan büyük oynamış, sonuçta büyük kaybetmişti. Bütün aksilikler, olumsuz olaylar böyle üst üste mi gelirdi?
Artık Mertcan, kendi tabiriyle bu namert hayatta yalnız, beceriksiz ve beş parasız kalmıştı. Devamlı borç istediği için artık arkadaşları da telefonlarını açmıyordu. Hayatta kalmak için çalışmaktan başka çaresi olmadığını anlamıştı. Bir yerden başlamalıydı ama bu hiç kolay olmayacaktı. Kendisini çaresiz hissettiği bir günde ağzından dökülen kelimeler çok manidardı;
“Baba! keşke bana balık vermeseydin, balık tutmayı öğretseydin.”
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
İlk tepkiyi sen bırak.
Yorumlar (12)
Muhammed K. dedi ki
6 Şubat 2026İnsan sanıyor ki yetiştirdiğim kişiye her imkanı sağlarsam, o da rahat eder, yaptığı işe odaklanır... Ne büyük yanılgı...
Ekrem Ç. dedi ki
6 Şubat 2026İnsanlar ancak çözümsüz kaldıklarında gerçeği anlıyorlar ve çözüm aramaya başlıyorlar. Aynı şey kendilerine daha önce söylenmiş olsa bile algılamakta ve anlamakta çok zorlanıyor insanoğlu.
Ayşe K dedi ki
11 Şubat 2026Dısardsan saģlanan lmkanlar insanın mariferini aliyor elinden. imkan gidince de marifetsiz öylece..
Gerçek emegin yoksa hazır çabuk tukenir.Işık dedi ki
11 Şubat 2026Bir çocuğa ihtiyacı olan ya da olmayan her şeyi vermek ona yapılan en büyük kötülük. İhtiyacı karşılanan kişi ihtiyacı için hareket etme gereği duymuyor ve marifetsiz bir yetişkin olup çıkıyor. Üniversite bitirmiş ama meyve soyamayan çocuklar var bu hayatta...
Bünyamin G. dedi ki
12 Şubat 2026Hayattaki en tehlikeli sözlerden birisi "ben çektim, çocuğum çekmesin". Kabiliyetsiz gençler topluluğu böyle oluşuyor.
Murat Y dedi ki
12 Şubat 2026Her İnsanın benzer hikayeler duyduğu olmuştur.Bu tür olacak olaylar önceden iz ve işaretlerini veriyor.tabi mesele onları görebilmek.Güzel bir çıkarım yazısı...
Fatih A. dedi ki
12 Şubat 2026Hayat akıp gidiyor. insanın öncelikleri var. peki öncelikleri neler belirliyor? Bir insan düşünelim daha yeni yemek ve tatlı yemişi karnı çok tok. en güzel yemeği getirseniz yemez. Çünkü aç değil. o halde bir insanda kendini bilinçli şekilde bilgi ve beceriye aç bırakmalı ki o konuda marifetli olabilsin.
Hilâl dedi ki
14 Şubat 2026Babayı suçlamak kolay tabii :)) Balık yemekle o kadar ilgilenince tutmayı merak etmiyor tabii insan. Merak etmek işine gelmediğinde de tüketime yöneliyor. Şimdi her şeyi merak etmesi gerek.. Merak iyidir.. Taa en baştan merak etmek daha iyidir..
Zeki K. dedi ki
16 Şubat 2026Çocuklarımıza yapacağımız en büyük kötülük onları Mertcan gibi rahatlık tuzagina düşürmek. Aman çalışmasın. Biz zorluk yaşadık o yaşamasın diye diye marifetsiz bıraktık onları.
Faruk G. dedi ki
17 Şubat 2026Problemin bir parçası bu balık tutmayı öğretememek. Bunu biliyor da neden uygulamaz ki insan... Neden, hala balık tutayım der...
Çok mu üzerine düşüyor insanlar çocuklarının , haddinden fazla...
Sanki, galiba , bence haddi aşıyoruz..İlteriş K. dedi ki
17 Nisan 2026insanın içinde emeği olmayan hiç bir imkan kendisinde kalıcı olamıyor.
Ukbe U. dedi ki
16 Haziran 2026Boşuna dememiş büyüklerimiz “ Hazıra dağ dayanmaz” Demek ki hayatta bizi güçlü yapan imkanların önümüze serilmesi değil; imkanları oluşturabilecek yöntemleri öğrenmek…
