Kasabanın ana caddesinde, herkesin günde birkaç kez önünden geçtiği o dükkân açıldığında ilk dikkat çeken şey sadeliğiydi. Tabela gösterişsizdi ama içeri girenler beklemedikleri bir özenle karşılaşıyordu. Ahşap masalar, dengeli bir ışık, temiz bir tezgâh… Ve tezgâhın arkasında, özenle kurulmuş bir kahve düzeni. Raflardaki çekirdekler özenle dizilmiş, fincanlar aynı hizaya getirilmişti. Her şey yerli yerindeydi.
Anının hayat bulması
Kerem bu yeri açarken sadece bir dükkân kurmamıştı. Yanında yıllar öncesinden kalan bir anıyı da getirmişti. Çocukken babasıyla oynadıkları basit bir oyun vardı: Başlarını suya sokar, nefeslerini tutarlardı. Kerem çoğu zaman erken pes eder, suyun üstüne çıkıp derin bir nefes alırdı. Bir keresinde yine dayanamayıp erken çıktığında babası gülerek başını sallamıştı:
“Herkes başlar oğlum ama biraz daha nefesini uzun tutabilen kazanır. İşte hayat da böyledir Kerem… Zamana sabreden, eninde sonunda muradına erer. Sen yeter ki sürdürebilmeyi başar.”
İşte bu anının izini sürerek açmıştı dükkânını. Küçük bir kasabada açılan bu kahve dükkânı, kısa sürede herkesin dikkatini çekmişti. Ve herkesin bir yorumu vardı. Daha ilk haftadan söylenenlerin hepsi Kerem’in kulağına geliyordu:
Söylenenlere değil işe odaklanmak
– Ya maldan çalıyor…
– Yok yok, bu hesap bilmiyor.
Kerem hiçbirine karşılık vermedi. Sadece işini yaptı. “Afiyet olsun” demekle yetindi.
Günler haftalara döndü. Dükkâna giren çıkan oldu ama içerideki düzen hiç değişmedi. Bir süre sonra mahallede konuşmalar da değişti. İki esnaf kapının önünde durup alçak sesle konuştu:
“Bu kaliteyi burada tutturduğunu sanıyor.”
Diğeri hafifçe güldü: “Sanki başkası yapmayı bilmiyor.”
İlk zamanlar dükkânı çevirmek düşündüğünden zordu. Elektrik faturası, kira, malzeme… Akşam kasayı kapatırken çoğu gün ya kafa kafaya çıkıyor ya da çok az bir fark kalıyordu. Bazen hesap defterine bakıp uzun uzun düşündüğü oluyordu. Buna rağmen Kerem hiçbir şeyi kısmadı. Ne çekirdekten vazgeçti ne sütten ne de o pahalı makineden.
Aylar geçtikçe küçük bir şey değişti. Gelenler tekrar gelmeye başladı. Bir gün, önceden gelmiş olan bir müşteri kapıdan girip seslendi: “Dün arkadaşlara anlattım, getirdim onları da.”
Masalar yavaş yavaş doluyordu ancak içeride oluşan hava değişmiyordu; hâlâ sakin, hâlâ samimiydi.
Bu kez başka bir cümle dolaştı kasabada:
“Bu fiyata eninde sonunda batar.”
“Yaz kenara” dedi başka biri.
Kerem içerideydi. Konuşulanları duydu ancak yine cevap vermedi.
Bir buçuk yılın sonunda dükkân günün çoğu saatinde doluydu. Gürültülü değil, huzurlu bir doluluktu bu. Kapıda bekleyenler bile şikâyet etmiyordu.
“Boş masa var mı?” diye seslendi biri.
“Birazdan açılır” dedi Kerem.
O sırada, en başta konuşanlardan biri kapının önünde durup içeri baktı. Dolu masalara, değişmeyen düzene, aynı kaliteye… Sonra sessizce yürüyüp gitti.
Kerem tezgâhın arkasındaydı. Yine aynı kahveyi, aynı dikkatle hazırlıyordu. Çünkü biliyordu ki; Herkes başlar ama nefesini tutan kalır. Geri kalan, zaten kendiliğinden eninde sonunda gelir.
21 Yanıt
Son cümle kulağa küpe edilesi: herkes başlar ama nefesini tutan kalır!
Evet herkes başlar ama mesele sürdürebilmek… Bir hevesle başladığımız işlere aynı kalitede yürütemediğimiz bir dönem için çok faydalı bir yazı olmuş yüreğinize sağlık
Netlik insana o süreçte çok hız kazandırıyor
Başta insan hemen sonuç almak istiyor. Ama sonuç değil sebebe odaklanan kazanıyor .
Nefessiz kaldığını hissettiğinde dahil sabredebilmek 🙂 Başarının hikayesi ne güzel anlatılmış…
Küçükken denizde biz de oynardık nefes tutmaca oyunu🥹 nerden bilebilirdik bunun hayatın her yerinde olabileceğini🫠 istediğimiz hedeflerde de böyle olabilmek dileğiyle…
Baştaki zorluğa sabredebilen
Sonunda kazanan oluyor
Ne mutlu Kerem ‘e
Sabrın sonu selamet…
Peki ne için sabrediyorsun? Ne için susup devam ediyorsun? Oyyy oy çok anlamlı bir yazı gerçekten 🥹💐
İşin başında ne kadar çok eleştiren oluyor. Yılmadan, azimle devam edebilen kazanıyor
Her işin başı gerçekten zor oluyor, ama insan bu duruma takılmayıp işini yapmakta keyif alınca, eninde sonunda bir yere varıyor. Sabreden kazaniyor.