Efe ile Korhan, üniversitede ilk tanıştıklarından itibaren ayrılmaz bir ikili olmuşlardı. Korhan neredeyse Efe de orada… Efe neredeyse Korhan da oradaydı. Hem okulda hem de okulun dışında beraber takılırlardı.
Mimarlık okuyan bu iki arkadaş, aynı işyerinde staj ayarlamışlardı. Aynı yerde staj yapacak olmalarına çok sevinmişlerdi. Kim en iyi dostuyla çalışmak istemez ki? Stajyerler olarak birbirlerine destek olabilirlerdi. Birisi hata yapsa bile diğerinin onu kollaması mümkündü çünkü olumsuz staj öykülerini arkadaşlarından çok duymuşlardı. Her iş yerinde kaliteli insanlar çalışmıyor sonuçta.
Okul tatile girdikten sonra hemen staja başladılar. Burası küçük bir mimarlık ofisiydi. Ofiste onlardan Fatih Bey sorumluydu. Tabi ki onlar “bey” değil “abi” diye hitap ediyorlardı. Fatih Bey onlara ofisi gezdirdi, çalışanlarla tanıştırdı ve onlara farklı görevler verdi. Bunlar en başta tabi ki küçük görevlerdi. Yani temizlik, eşyaları toparlama, yazışmalara bakma, çay kahve ikramı gibi. Bunların yanında her gün öğrendiklerini not ediyorlardı. Gün sonunda yazdıklarını Fatih Bey’e okuyorlardı. Fatih Bey de onlara araştırmaları için detay sorular soruyor, bir sonraki gün onlardan cevapları alıyordu.
Büyü Bozuluyor…
İlk haftalar yeni stajın hevesiyle hızlı geçmişti. Efe’yle Korhan, bu sürecin hayal ettikleri gibi bir staj olmayacağını kısa sürede anladılar. Hayal kırıklığının sebebi başka çalışanlar değil, kendileriydi. Her ne kadar birbirlerine söylemeseler de aralarında bir gerginlik vardı. Eskiden gülüp eğlenerek süpürge sallayan bu ikiliden eser yoktu. Yemek molasında yan yana oturmuyorlar, daha bireysel davranıyorlardı.
Bunu fark eden Fatih Bey sırayla onları odasına çağırdı. Teker teker düşüncelerini dinledi. Önce Efe’yle başladı:
– Evet Efe, son zamanlarda Korhan’la aran çok iyi değil sanki. Sebebini anlatmak ister misin?
– Abi yani ne diyeyim… Korhan iyi de iş konusunda tam anlaşamıyoruz. Yani ben bir işi tam yaptığımdan emin olmak istiyorum. O yüzden biraz uzun sürebiliyor. Ama Korhan yetiştirmek için yarım yamalak bir şeyler yapıyor. Mesela çıkarken ofisi temizleyeceğiz ya, mesai bitiminde çıkmak için doğru düzgün temizlemeden çıkıyor. Sonra sen de bize kızıyorsun. Böyle bir sürü olayı var. Ben boşuna azar yemek istemiyorum artık.
Sonra Korhan’ı çağırdı, bir de onu dinledi.
– Abi, Efe baya garip davranmaya başladı. Bir ara temizlikle ilgili bir söylendi ama… Benim de geç kalmadan çıkmam gerekiyor çünkü ben daha uzakta oturuyorum. Ona da söyledim ama unutuyor herhalde. Bana sinirlendiği için de şu sıralar kendi halinde takılıyor. Eskiden işleri paylaşırdık, birbirimize destek olurduk. Ben kaç kere onun işini yaptım. Ona sorduğun soruların bile yarısını ben araştırmışımdır. Gece ona cevabı mesaj atmışımdır. Kendi işine gelmeyince unutup gidiyor tabi. Oysa daha önceleri ne kadar iyiydik…
Böyle bir yaz geldi geçti ama dostların arası düzelmedi. Öyle büyük bir kavga etmeseler de aralarında gözle görülebilen bir soğukluk vardı. Bu sebeple, okul başlayınca çoğunlukla farklı dersleri seçtiler. Arada bir denk gelince birlikte kahve içiyorlar, makara yapıp dağılıyorlardı.
Neden böyle oldu?
Evet, her insanın bir iş çevresi vardır, bir de birlikte eğlenip vakit geçirdiği arkadaş çevresi vardır. İnsan ister ki sevdiği insanlarla beraber olsun. Tabii arada sırada değil, hep olsun. Dost ya da akrabaların ortak olması gibi… Eşlerin aynı yerde çalışıyor olmaları gibi… Ya da insanın eviyle iş yerinin aynı olması gibi.
Böyle olunca; yani iş çevresi ile eğlendiği, hoş vakit geçirmek istediği çevre aynı olunca, bir süre sonra sorunlar çıkmaya başlar. Bu yüzden bu iki çevre mutlaka ayrı olmalı. Yani insanın iş hayatındaki çevresi özel hayatındaki çevresi farklı olmalı. Bir tarafta, beraber çalışmaktan keyif alınan, kaliteli üretim yapılan insanlar olmalı. Bir de beraber vakit geçirmekten keyif alınan insanlar olmalı. Kısacası; hayatta gerçek başarı ve mutluluk için insanın üretim yaptığı çevresi ile tüketim yaptığı çevresi farklı olmalı. Aynı rolleri farklı sahneye taşıyınca hayatın tadı kaçıyor.
14 Yanıt
Okulda kankamız la yerken içerken sıkıntı olmaz çünkü o benim tüketim arkadaşım
Aynı ortamda çalışmaya başlayınca bir birimize yaptığımız davranışlardan dolayı gıcık oluyoruz
İşle arkadaşlığı ayırmak lazım
“Aynı rolleri farklı sahnelere taşıyınca hayatın tadı kaçıyor.” Ne kadar doğru bir tespit. İş başka arkadaşlık dostluk başka denir ya! Gerçekten ikisini birarada yürütmekte insan çok zorlanır, ilişkisine de işine de zarar verir. Çünkü sahnemiz değiştikçe rollerimiz de değişir.
İnsanlar inanmakta zorlanıyor ama gerçekten iş başka, arkadaşlık başka… Dostluk bozulmasa işin kalitesi, iş iyi gitse dostluk bozuluyor.
İş çıkışı yenilen yemekler, tatillerde birlikte yapılan planlar ve daha nicesi. Ürettiklerimiz ve tükettiklerimiz ne kadar da karışmış birbirine aslında. Bu sebeple de bir sürü sorun yaşıyor insan. Özel hayatını iş yerinde konuşmaya, üretmesi gereken iş yerinde tüketmeye başlıyor. Yaptığı iş verimsizleşiyor, bitmesi gereken projeler uzuyor da uzuyor.
Gerçekten doğru kişiyi doğru yere yerleştirmek gerekiyor. Herkesle çalışılmaz herkesle kahve de içilmez. Sonra ilişkiler birbirine giriyor, insan kime nasıl davranması gerektiğini şaşırıyor.
Her arkadaşla her yerde olmak olmuyor. İşte birlikte ürettiklerin ayrı birlikte tükettiklerin de ayrı olacak. Öyle daha doyurucu ilişkiler.
İlişkilerin devamı ve daha sağlıklı olması için üretim ve tüketim yaptığımız alanları ayırmak gerekir. Bu ilişkilerimizin daha uzun sürmesini sağlar. Bunu yapmadığımızda otorite bozukluğu ve dengelerin bozulmasına neden olur.
İnsanları ne kadar tanıyoruz? Baskı anında tepkiler alışılan dışında olunca anlıyamıyor ve ilişkilerde bocalıyoruz.
Arkadaş olabiliriz ama her arkadaş olduğumuzla ortak olamıyoruz..
Arkadaşına söylemek istediklerini söyleyemez insan.
“İş hayatında, insanın üretim yaptığı çevresi ile tüketim yaptığı çevresi farklı olmalı.” Ne kadar isabetli bir ifade. Birçok kurumsal firma, çalışanları kaynaştırmak amacıyla partiler, piknikler gibi sosyal faaliyetler düzenliyorlar. Acaba bu tür sosyal faaliyetlerin verimliliğe katkısı olup olmadığı hiç araştırılıyor mu?